Hamamönü: Nereden Nereye?

Ekşisözlük ile bir Sözlü Tarih Okuması

Yazar: Said Dağlı

2012 yılında liseden mezun oldum, Bilkent Üniversitesinde lisans hayatıma başladım. Benim gibi eşit ağırlıkçı birçok arkadaşım hukuk tercih ettiği için eski arkadaşlarımla görüşme mekânım ister istemez Cebeci olmuştu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin de üzerinde bulunduğu Cemal Gürsel Caddesi ve çevresi oldukça kalabalık ve gürültülü oluyordu. İnsanın içini boğuyordu desem yalan olmaz. Bu yüzden, banliyö hattının arkasında bulunan ve Altındağ Belediyesi tarafından restore edilmiş olan Hamamönü uğrak mekânımız oluvermişti.

Kentle, kent tarihiyle ve özellikle Ankara ile yakından ilgili olan ve aslen Beypazarlı olan bendeniz, Hamamönü’nden, Beypazarı’nı andıran ev ve sokaklarından, Kızılay’daki tekdüzeliğin aksine çeşit çeşit ve orijinal kafe/restoranlarından çok etkilenmiştim. Bütün bir Ulus semtinin benzer bir restorasyonla hak ettiği ihtişama kavuşabileceğini, tarihinin tekrar gün yüzüne çıkabileceğini de hayal etmiştim.

Uzatmadan deyivereyim: feci şekilde haksız çıkmışım!

Hamamönü

Yıllar Sonra Bir Hamamönü Ziyareti

Zorunlu bir durumdan dolayı sık sık Hacettepe Hastanesi’ne gitme durumumuz oluştu. Geçen aylarda, yine hastanede uzun uzun beklememiz gereken bir gün, Onkoloji Hastanesi’nin yanındaki küçük yoldan Hamamönü’ne atlayıverdim. Üç dört senedir uğramadığım bu semtin -fiziksel olarak neredeyse hiçbir şeyi değişmemesine rağmen- gözümde nasıl da küçüldüğünü acıyla fark ettim.

Bir çay içeyim dedim, çaydan ziyade pervaneli su püskürtücüsünün kireçli suyu girdi ağzıma. Bardağımın yarısı doluyken alıp götüren garson, yeni sipariş için dikildi başıma. Tüm hevesimin kaçmasına rağmen bir çay daha sipariş ettim, dursun masada. İçin için garsona sinirlenirken, patronun aynı garsonu azarlamasına şahit oldum: işin arasındaki bir boşlukta on saniye telefonuna bakmış… O kadar müşterinin içinde sesli sesli azarladı ve verdiği üç kuruş maaşı -sanki iyilikmiş gibi- yüzüne kaktı.

Dedim bir yemek yiyeyim. Hani Bilkent’te de her şey gibi yemek de çok pahalı olduğu için, buradaki fiyatların beni şok edeceğini tahmin edemezdim. Eskiden fakir-öğrenci olarak gelip tıka basa karnımızı doyurabildiğimiz yer Bilkent’teki mekanlar gibi fiyat çekiyorlar. Üstelik bir porsiyon geldi önüme, bırakın benim gibi 100 kiloya yakın cüsseli birini, bir çocuk bile doymaz bununla.

Eski Ankara

Sokaklarında gezdim, beyaz yıkanmış bir çimento ve beton yığını arasında üç beş düşmanca bakan yabancı yüz, sokaktan oltayla müşteri tavlamaya çalışan işletmeler, yüzlerce yıllık tarihlerine rağmen utanır gibi saklanmış Selçuklu camileri, muhafazakâr hamasetin afişleri ve artık okunmayan kitaplarla dolu kütüphanelerini, kitap kafelerini gördüm. Bir zamanlar buraya hayranlıkla bakan gözlerime hayret ederek gerisin geriye döndüm.

Ya Hamamönü benden geçmiş ya da ben Hamamönü’nden geçmişim… Hastaneye bir sonraki gidişimizde, Hamamönü’ne gitmek yerine saatlerce hastane koridorunda beklemeyi tercih ettim artık.

Ekşisözlük’te Hamamönü Restorasyonu

Aradan neredeyse bir ay geçti. Yine Onkoloji’nin otoparkına arabayı park edip çıktım. (Allah oradaki tüm hastalara şifa, yakınlarına güç ve kuvvet versin.) Gözüm Hamamönü’ne takıldı. Yüzüm buruştu. Acaba dedim, bir ben mi böyle düşünüyorum, yoksa benim gibi Hamamönü’ne karşı ilgisini kaybetmiş olanlar var mı? Açtım EkşiSözlük’ü eskiden yeniye doğru başladım okumaya. Bir nevi sözlü tarih çalışması gibi… Günden güne, ne demiş insanlar acaba, Hamamönü hakkında?

Hamamönü'nde sanatsal faaliyetler

İlk Entry 2006’da

Hamamönü başlığına girilmiş ilk entry’nin bu olduğuna emin değilim. Muhtemelen daha önceden başka entry’ler de girilmiştir ama belli ki silinmiş. Şu an var olan en eski entry Ocak 2006’ya ait. Restorasyondan iki üç sene öncesine dayanıyor. Hamamönü’nde Hacettepeli öğrencilere hizmet veren kafeteryalardan bahsediyor. Elektrikler kesiliyor, yollar ve binalar eski, hizmet iyi değil. Biraz sarkastik bir dille yazılmış tabii: “kafeteryaların yanı başındaki kasap dükkanları ise semtin en hoş manzaraya sahip yerleridir. inek-koyun vs. hayvanların en kıvrak organlarını gönül rahatlığıyla seyredeceğiniz nacizane ortamlardır.”

İkinci sıradaki entry ise aynı yılın Mart ayında atılmış. Yazar, Hamamönü’ne adını veren hamama vermiş veriştirmiş. Soyunma ve dinlenme odalarının rutubetten koktuğu, her yerin pis olduğunu söylemiş. Alternatifinden bahsetmeyi de unutmamış: “halbuki talatpaşa bulvarını sola doğru takip edip altındağ belediyesinden ulusa giden caddeye dönüldüğünde itfaiye meydanına yakın bir yerde mis gibi eynebey hamamı vardır, ona gidilmelidir.”

Eski Ankara evleri

Hamamönü Restorasyonunun İlk Yankısı: Sokağın Araç Trafiğine Kapatılması

2006 Mart’ından 2009 Nisan’ına kadar Hamamönü ile ilgili bir entry yok. 2009’da bir yazar, Hacettepe Üniversitesi’nin Merkez Kampüs yemekhanesinin etkisini artırmasıyla bu sokaktaki lokantaların müşteri kaybettiğinden bahsetmiş. Yazar, 2010 yılı Mart ayında ise entry’sinde bir düzenleme yaparak sokağın araç trafiğine kapatıldığını, bu sayede lokantaların da eski yoğunluğuna ulaştığını söylemiş. Bölgenin restorasyonunun EkşiSözlük’teki ilk yansımasını da bu entry ve düzenlemede görmüş oluyoruz.

2010 yılından itibaren ise yazarların artık restore edilmiş bir Hamamönü’nden bahsettiğini görüyoruz. İlk entry’ler hep olumlu. Yazarlardan biri Yakup Kadri’nin Ankara’sını anımsattığını söylemiş mesela. (Gerçi Yakup Kadri’nin Ankara’sında anlattığı şehir ne derece bir övgü olarak kabul edilebilir, ondan emin değilim.) Bir başka yazar, Ramazan aylarındaki şenlikli havasından bahsetmiş. İzmirli bir yazar, “her ankaralının mutlaka görmesini tavsiye ettiğim yer” diye biz Ankaralılara seslenmeyi de ihmal etmemiş. Mahallenin sakinlerinin korunduğu, çocukların oynadığı, kapı önü teyzelerinin kapılarının önünden ayrılmadığı da mevzu bahis olmuş.

Hamamönü'nde kalabalık

Tehlikenin İlk Çanı: Düğün Fotoğrafları

Hamamönü’nün yeni göz alıcı güzelliğine düzülen tüm övgülerin arasında, 2011 yılının Temmuz ayında girilmiş, tehlikenin ilk çanı niteliğinde bir entry göze çarpıyor. Yazar, mekanın sanatsallığından bahsetmiş ve buranın mahalle havasının korunmasını istediğini söylemiş ve eklemiş: “ama zamanla böyle bir şey kalmayacak gibi. ne zaman gitsem bir atraksiyon var.” Film çekimleri, fotoğraf makinesi ile sokakta dolaşan “enteller” ve abiyelerini giyip düğün fotoğrafı çektirmeye gelenlerden dem vurmuş. Düğün için fotoğraf çekmeye Hamamönü’ne gelenleri görüp kahrolan yazar acaba bir müddet sonra buranın Ankara’nın en ünlü nişan ve kına mekanlarından biri hâline geldiğini de görmüş müdür diye düşünmeden edemiyor insan.

Bu entry’den hemen bir ay sonra, bir başka yazar yine ‘fotoğraf çeken enteller’den bahsetmiş: “her haftasonu şuursuzca deklanşöre basan entelleri görmek de gerginlik verici burada.” (Fotoğraf çeken biri olarak, EkşiSözlük yazarlarının neden biz fotoğraf çeken insanları “entel” diye adlandırdığını anlayamadım doğrusu.) O yıllarda, Hamamönü severlerin fotoğraf çeken insanlardan bir rahatsızlık duyduğu ortada.

Gerçi, 2013 Mayıs’ında bir yazar, “kendini amatör fotoğrafçı olarak nitelendiren alçakgönüllü profesyonellere rastlamakta mümkün dar sokaklarında” diyerek, fotoğraf çekenlerden küfretmeden bahsedebilmiş. Bu da bir şey…

Hamamönü'nde kalabalık

Ucuzluğun Sebebi Kiralar Olabilir Mi?

Yazımın başında, Hamamönü’nün eskiden uygun fiyatlı bir yer olduğunu söylemiştim. 2011 Kasım’ında bir yazar, restoran ve kafelerde fiyatların çok uygun olduğunu söylemiş, bunu da kiraların düşük olmasıyla açıklamış: “zira çay içtiğimiz dev cafenin kirası sadece 250 tl imiş”. O zamanlar, Hamamönü’nde dükkan işletmenin gerçekten de bu kadar düşük kiralarla yapılıp yapılamadığı, mülk sahibinin kim olduğu, bu dükkanların kira piyasasının böyle olup olmadığı, eğer piyasası bu değilse dükkanların hangi işletmelere hangi şartlarla kiralandığı, kiracıların nasıl seçildiği gibi konularda benim bir malumatım yok.

EkşiSözlük’te Hamamönü’nün Popüler Olduğu Yıl: 2013

Hamamönü’nün EkşiSözlük’te en çok konuşulduğu yıl, 2013. Tam 15 entry mevcut. Bu sayı, 2014 ve 2015 yıllarının toplamından daha fazla. Genel temalar da hep aynı. Ya mekanların samimiyetinden ve hoşluğundan bahsedilmiş, ya enteller yerilmiş, vesaire. Hamamönü’nün eski hâlini bilenler, nostaljik bir esinti ile yadetmişler eski “esrarkeş” Hamamönü’nü ve yeni haline “makyajlı” demişler. Kimi Ramazan’daki kalabalığı ve şenliği övmüş, kimi aynı kalabalıktan ve şenliklerden şikâyet etmiş.

Ramazanda Hamamönü

Fiyatlar Artmaya Başlamış

O sene, şikâyet konularından biri de Ramazan menüleri olmuş. Açıkçası, benim de Ankara’da, özellikle o yıllarda çokça şikâyet ettiğim bir uygulamaydı. İftar zamanı, hatta bir saat kadar öncesinden itibaren, bir ya da birkaç standart menüden başkasını sipariş edemez, yanına bi küçük çorba, iki adet hurma vs. konulmuş menülere de neredeyse iki katı fiyat ödemek zorunda kalırdık. İşte bir yazar bu durumun o yıl Hamamönü’ne de sıçradığından bahsetmiş: “hepsi birbiriyle anlaşmış iftar menüsü dışında servis açmıyorlar. iftar menüsü dediğim de en ucuz yerde 28 liradan başlıyor, mekana göre 35’e kadar çıkıyor. oruç tutmayanı da akşam yemeğinde bu fiyatlara mecbur bırakıyorlar.”

Hamamönü’nün fiyatlarının başta “uygun” olduğunu söylemiştik ya, 2013-2014 gibi bu semt yazarlar tarafından fırsatçı işletmelerin, Ramazan’da iftar menüsü zulmü yapan mekanların, öğrenci mekânı gibi takılıp “3 kahve 1 portakal suyuna 22-23 tl gibi fahiş fiyat çeken işletme görünümlü çakal inlerinin olduğu yer” olarak anılmaya başlanmış. Acaba kiralar mı arttı? (3 kahve ve 1 portakal suyu için bugün 22-23 TL çok uygun gelebilir tabii.) 

Hamamönü, O Eski Hâlinden Eser Yok Şimdi

2017-2018’ten itibaren Hamamönü’nün EkşiSözlük’teki popüleritesi azalmaya başlamış, eleştiriler de yoğunlaşmış. Yanlış anlaşılmasın, hâlâ benzer övgüler gelmeye devam etmiş, ancak hem entry sayıları azalmış, hem de ciddi eleştiriler kuvvetli bir şekilde dillendirilmeye başlanmış.

2017 yılına ait tek entry şöyle söylüyor: “mimari değişmiş ama kalite çok kötü.” 2018 yılının ilk entry’si ise şöyle başlıyor: “yenileme çalışmaları yapıldıktan sonra bir süre herkesin check-in yaptığı popüler mekan. sanırım şu günlerde o popülerliği yavaş yavaş azalmış durumda ya da havalar aşırı soğuk olduğu için insanlar daha sıcak olan avmleri tercih ediyor.” Hemen sonraki entry ise kalite düşüklüğünü şöyle anlatıyor: “sadece mimarisi için nefes alınacak yer. başta […] olmak üzere birçok mekan gıda zehirlenmesine yol açabilir. mutlaka bir şey yemem gerek, denirse mekanın tuvalet ve mutfağına göz atmanız önerilir.”

Hamamönü

Hamamönü: Ankara’da Tatlı Bir Sokak

2019 yılı Ağustos’unda ise bir yazar ilk defa kına konaklarından bahsetmiş: “yıllar sonra dün gidip gezdiğim yer de gezmez olaydım. asıl hali sadece görüntüde kalmış. evler korunmuş ama adım başı kahveci, lokanta vs derken saçma sapan bir şey çıkmış ortaya. hele de saat kulesinin üst tarafında kalan kısımdaki konakların “kına konağı” olarak düzenlendiğini görünce aldı beni bir gülme. her konaktan yükselen ankara’nın bağları melodileri, oyun havası tınıları nereye düştüm lan ben dedirtti. ulus pavyonlarından tek farkı burada yeni nesil kına geceleri yapılıyor olması olmuş.”

Bu entry’den sonra geçen iki yıl iki aylık sürede ise yalnızca üç entry girilmiş, bu üç entry’nin ikisi de hemen hemen aynı dakikalarda yazılmış. Son entry geçtiğimiz Eylül ayında ve şu cümlecikten ibaret: “ankara’da tatlı bir sokak”

Her Kıssadan Bir Hisse Çıkmıyor

Bunu yazının sonunda söylediğim için özür dilerim ama, pek tabii böyle bir sözlü tarih çalışması olmaz. Sözlü tarih çalışmaları, kendi içerisinde belirli bir disiplini olan, uyulması gereken kuralları, dikkat edilmesi gereken tuzakları olan çok ciddi akademik bir iştir. Öyle art arda ve rastgele EkşiSözlük entry’leri okuyarak yapılacak bir iş değildir. Ama kişisel bir merakımı giderme konusunda hem bilgilendirici hem de keyifli bir okuma oldu benim için. Umarım sizin için de öyle olmuştur.

Öyle, kıssadan hisse çıkarmak gibi bir derdim de yok. Bir hayal kırıklığının taştan topraktan tezahürüdür artık Hamamönü.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak